İşi Ehline Vermek

– İşi ehline vermek ne demek? gayrına verildiği zaman kıyameti bekle.

İŞİ EHLİNE VERMEK

Ebu Hureyre radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etti:

İZAHI: Bir arabî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, kıyametin alametlerinden sual etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: «Emanet zâyî edildiği zaman kıyameti bekle» buyurdu. Arabî, «Emanetin zâyî edilmesi nasıl olur?» diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem «İş ehlinin gayrine verildiği zaman kıyameti bekle» buyurdular. Hilâfet, valilik, hâkimlik ve müftülük gibi, ilim, adalet ve kabiliyet isteyen bütün işlerde vazifeyi ehil olanlara vermek gerekir. Aksi takdirde emanet zâyî edilmiş olur. Devlet reisi olan zat, vazife başına getireceği bütün amir ve memurları, inceden inceye tetkik etmeli onların vazifeye ehil olup olmadıklarını tespit ederek layık olanları iş başına getirmelidir. İş başına gelecek kişiler, ilim, akıl, adalet, merhamet, hilm, tevazu, ahlâk-ı hâmide sahibi olmakla beraber aldığı va-zifeyi dirayetle yürütecek kabiliyete de sahip olmalıdır. Aksi takdirde, devlet işleri sıhhatli yürümez. Milletin işleri zamanında görülmez. İşler bozulur, adâlet tevzî edilemez. Anarşi ve terör ortalığı kasıp kavurur. Kötüler itibar görüp, iyiler horlanır. Hz. Ali kerremallahu vechehu Mısır’a vali tayin ettiği Malik bin Eşter’e yazdığı emirnâmede: “Sakın insanların iyisi ile kötüsü senin yanında bir olmasın. Zira onları böylece eşit görmek bir taraftan iyileri, iyilikten soğuturken, kötülerin de fenalığa olan meylinde onlara cesaret verir.” demiştir

Ya, zâlim, ahlâksız zorbalar, kaba, haşin, bön ve anlayışsız cahiller, ilim ve hikmet ehli, ahlâk ve fazilet sahibi insanlara tercih edilirse durum ne olur? O memlekette huzur, kardeşlik ve adalet tesis edilebilir mi? Böyle bir idare ancak zâlim olur ve milletin gerçek evlatları ise mazlum.


 

Hz. Ömer radıyallahu anh tayin ettiği valiler içerisinde münafık olup olmadığını Huzeyfe radıyallahu anhe sorar. O da valilerden birinin “münafık” olduğunu söyler. Fakat münafıkların adları Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından kendisine bir sır olarak tevdi edildiği için valinin adını açıklamaz. Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh, bütün valilerin durumlarını, gözden geçirdi ve nihayet biri üzerinde “münafık” olduğuna dair kanaat hasıl oldu.

 

Ve vazifeden aldı. Sonra Hz. Huzeyfe radıyallahu anhe isabet edip etmediği hususunu sordu. Ondan isabet ettiğine dair cevap alınca Allah’a şükretti.  Devlet ve millet işleri, devlet reisine bir emanettir. Bu emanetin muhafazası ise, işleri tam bir adaletle, kimseye zulmetmeden, sürüncemede bırakmadan İslâm ahkâmına göre yürütmek ve vazifeyi ehli olan Müslümanlara vermekle mümkündür.

İslam’ın  dışındaki bütün sistemler adı ne olursa olsun zulüm  sistemleridir.

Bu gibi sistemlere arka çıkmak, yardımcı olmak ve gücü yetenlerin sükut etmesi de zulümdür ve zulme ortak olmaktır. Kaldı ki İslam’ın hakim olduğu dönemlerde bile, halka zulmeden, haksızlık eden idareciler, alimler tarafından çok acı bir şekilde ikaz edilmişlerdir. Süfyan-ı Servi’nin, zamanın Abbasi Halifesi Harun-u Reşid’e yazdığı şu mektubu dikkat ve ibretle okuyalım.

«Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın günahkâr kulu Süfyan bin Sa’d el- Münziri’s-Sevri’den, emellerle mağrur, imanın tadı kalbinden silinmiş kul Harun’ur-Reşid’e…

Benim yanımda, sevgin, muhabbetin, yerin kalmadı. Beni, Beytülmal’deki haksız tasarruflarına, yazdığın mektupla şahit tutmak istiyorsun. Fakat ben ve mektubunu okuyan arkadaşlarım, kıyamette Allah’ın huzurunda senin aleyhine şahitlik edeceğiz. Ya Harun! Müslümanların rızası olmadığı halde Beytülmal’e hücum ettin.

 

Buna müellefetü’l-kulub, zekât toplayan âmiller, Allah yo-lunda cihad edenler, yolda kalmış olanlar, Kur’an hafızları, ilim erbabı, dul kadınlar ve yetimler rıza gösterdiler mi?

Yoksa idaren altındaki diğer insanlar mı razı oldu? Kendini bu soruların cevabına hazırla. Şunu iyi bil ki bir gün adil-i mutlak bir hakimin huzurunda hesap vereceksin. Sen ruhundan ilim, zühd, Kur’an-ı Kerim ve iyilerle beraber oturmanın tadını silmiş, zalim olmuş ve zalimlere lider olmayı seçmişsin.

EY ZALİMLER…

Ey Harun! Tahta oturdun ve ipeği giydin. Kapına diktiğin zalim askerlerinle insanlara zulmettin. Allah’ın emri ile bir münadi: “Ey zalimler ve karıları! Ey zalimler ve yardımcıları haşrolun, hesaba hazırlanın!” dediği zaman, sen ve etrafındaki zalimler kollarınız boyunlarımıza  bağlı olarak Allah’ın huzuruna çıktığınızda senin hasenatın başkasının mizanına, başkasının seyyiat senin mizanına konduğu zaman günahların artacak, başına gelen belâ daha büyüyecek, daralacak ve boğulacak hâle geleceksin. Fakat kimse seni kurtaramayacak. Cehenneme giderken de yine zâlimlerin lideri olacaksın. Ey Harun! Vasiyetimi ezberle, nasihatine kulak ver.

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin  ümmetine yaptığı muameleyi iyi düşün. Sen de o ümmete iyi davranmaya çalış. Şunu iyi bil ki hilâfet bir gün elinden gidecektir. Dünya zaten böyledir.

 

İnsanlar devamlı olarak yok olup giderler. İyi azıklanan faydalanır. Kötüler ise dünya ve ahiretini kaybeder. Ben seni her ikisini de kaybetmiş görüyorum. Sakın bana bir daha mektup yazma, cevap vermem. Selâm.»

 

İşi Ehline Vermek

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: «Sizin amirleriniz en hayırlılarınız, zenginleriniz cömertleriniz olunca, işleriniz de aranızda istişare ile yapılınca, sizin için yerin üstü yerin altından daha hayırlıdır. Fakat âmirleriniz en kötüleriniz, zenginleriniz de cimrileriniz olunca, işleriniz ise kadınlarınızın emir ve idaresinde bulununca, o zaman yerin altı, sizin için yerin üstünden daha hayırlıdır» buyurur. (Tilmizi.)

Görülüyor ki, milletin huzur ve sükuna ermesi, insanca ve İslâmca yaşaması, hakkın üstün kılınıp batılın yok olması, din, can, mal, akıl ve nesil emniyetinin sağlanması için, en küçüğünden en büyüğüne kadar, bütün devlet hizmetlerini liyâkatlı, kabiliyetli, ehli namus insanlara tevdi etmek gerekmektedir.

İş başına getirilecek kişinin ahlâk-ı hâmide ve fazilet erbabı olmasına dikkat etmekle beraber, o vazifenin üstesinden gelebilecek, liyakat, beceri ve kabiliyete de sahip olmasına azamî derecede itina gösterilmelidir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, takva ve verada çok üstün ve sahabenin ileri gelenlerinden Ebu Zerr Gıfarî radıyallahu anh, kendisinden valilik talep edince: «Ya Eba Zerr! Sen zayıfsın. Bu valilik bir emanettir. Gerçekten kıyamet gününde o, kepazelik ve pişmanlıktır. Yalnız onu hakkı ile alarak o hususta üzerine düşeni yapan müstesna» buyurdular. (Müslim)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’yi fethetmiş, Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Kâbe’nin içinde namaz kılmak istemişti. Fakat Kâbe’ye bakan Osman bin Talha kapıyı kilitleyerek, anahtarı vermek istememiş ve «Senin peygamber olduğunu bilseydim, onu verirdim» demişti. Hz. Ali kerremallahu vechehu anahtarı ondan zorla aldı ve kapıyı açtı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem içeri girip iki rekat namaz kıldı ve dışarı çıktı.

Hz.Abbas radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden Kâbe anahtarını, Kâbe bakıcılığı hizmetini kendisine vermesini istedi. Bunun üzerine, «Gerçekten Allah size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.

Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür» (Nisa:58) ayet-i kerimesi nazil oldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Kâbe bakıcılığını ve Kâbe anahtarını yine Osman bin Talha’ya verdi. Bu olay Osman bin Talha’nın müslüman olmasına sebep oldu.

 

, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.